sabetayistlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sabetayistlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

''Biz Türk de Müslüman da değiliz.'' selanik yahudileri dönmeler avdetiler sabetayistler

selanik yahudileri dönmeler avdetiler sabetayistler
selanik yahudileri dönmeler avdetiler sabetayistler

Dünya Yahudi Konseyi'nin büyük gayretleri ve o zaman dünyanın süper gücü bulunan İngiltere'nin de kullanılması ile Osmanlı yıkıldı ve Müslümanlar tarumar edildi...

Bu işte Osmanlı sınırları içerisinde yaşayan, Türk ve Müslüman gözüken yüzbinlerce Sabetaycının da büyük emekleri vardı. Bu nedenle yeni kurulacak kukla Türkiye devletinin kontrolünün Sabetaycılarda olmasına izin verildi. 

Museviler ile Sabetaycılar arasında (her ne kadar sabetaycılar da yahudi olsalar da) bulunan anlaşmazlıklar sorun edilmedi. Türkiye'de iktidar artık Yahudi konseyi ve İngiltere ile danışıklı hareket eden Sabetaycıların ellerindeydi...

Evet ben Selanikliyim! (Sabetaycıyım!) Ilgaz Zorlu, Şemsi Efendi, Şimon Zvi

ılgaz zorlu şemsi efendi şimon zvi
ılgaz zorlu şemsi efendi şimon zvi


Selanikli deyince ne gelir aklınıza? 1) Selanikli Yunanlılar. 2) Nazilerin katlettiği Selanikli yahudiler. 3) 1924'te mübadeleyle Türkiye'ye göç eden Selanikli müslümanlar. 4) Aynı mübadeleyle gelen ‘‘dönmeler.’’ İşte ‘‘Selanikli’’ denildiğinde, özellikle son kategoride olanlar kastedilir. 17. yüzyılda mesihliğini ilan edip, sonra müslümanlığı kabul etmek zorunda kalan İzmirli yahudi Sabetay Sevi'nin yandaşı birkaç ailenin soyundan gelen ‘‘Selanikliler’’, daha doğrusu ‘‘sabetaycılar’’, 350 yıl cemaatleri hakkında ser verip, sır vermediler. Ama 1990'larda içlerinden biri yazmaya, anlatmaya başladı. Ilgaz Zorlu, 29 yaşında. Annesi sabetaycı, babası dindar müslüman bir aileden. Cemaatinde çok iyi tanınıyor. Kimi ona deli diyor, kimi hain. Prof. Dr. İlber Ortaylı, ondan şöyle söz ediyor: ‘‘Bugün Sabetaycılar kendilerini henüz açıklamaz. Tek istisnanın, ama hakikaten tek istisnanın Ilgaz Zorlu olduğunu takdirle belirtmek gerekir.’’ Belge Yayınları, Ilgaz Zorlu'nun makalelerini ‘‘Evet, Ben Selanikliyim/Türkiye Sabetaycılığı’’ başlıklı bir kitap halinde yayınlandı. Onunla hayatını, sabetaycılığı ve sabetaycı cemaati konuştuk.

Sabetaycılığı ne zaman keşfettiniz?

-Annemle babam çalışıyorlardı, bana anneannem baktı. Anneannem Selanik'te doğmuş ve 24 yaşında mübadeleyle buraya gelmiş. Atatürk'ün ilkokul öğretmeni Şemsi Efendi de dedemin dedesi. Şemsi Efendi yaşadığı dönemde, büyük bir Kabbala bilgini ve sabetaycılar içindeki cemaatleri (Kapancılar, Karakaşlar, Yakubiler) birleştirmeye çalışıyor. Düşünün, üç yüzyıl boyunca müslüman gözüküyorsunuz, içerde yahudiliği uyguluyorsunuz, daha doğrusu yahudiliğin kabbalistik, mistik bir bölümünü. Cemaat tamamen içine kapalı. Ben 19 kuşak boyunca Sabetay Sevi'nin kardeşinin soyundan bir aileden geliyorum. Büyükannemin çok sağlam bir sabetaycı kültürü var, ama korkuyor. Çünkü Varlık Vergisi olayını, ondan önce Karakaş Rüştü olayını yaşamış. Cemaat asimile olma kararı almış.

KARAKAŞ RÜŞTÜ OLAYI

Karakaş Rüştü olayı nedir?

-Sabetaycıların Karakaş grubundan olan bu adam 1924'te bir anlaşmazlık sonucu cemaatin sırlarını gazetelere ifşa ediyor ve Atatürk'e mektup yazıyor. Biz asimile olamıyoruz, bizi ne olur müslüman yapın diyor. Anneannem korkarak anlatırdı. Bu olay olduğu zaman evleri basacaklar şayiası ortaya çıkmış. Birçok aile ellerindeki belgeleri yakmış.

Size de aynı gözle bakanlar var mı cemaat içinde? İkinci Karakaşzade Rüştü olduğunuzu söyleyenler?

-Evet, evet tabii. Benim için önce bu adam kendini Sabetay Sevi sanıyor dediler. Deli olmakla, Karakaşzade Rüştü olmakla, Mesih olmakla suçlandım. ‘‘Allah kahretsin, başımıza dert açacaksın’’ dediler.

Büyükannenizden neler öğrendiniz?

O, Sabetaycı hainlerin sahneye sürdüğü basit bir aktördü. Atatürk Sabetayistti

atatürk, atatürk sabetayist miydi?, atatürk yahudi miydi?, atatürk yahudi olamaz çünkü, atatürk'ün gizli duası, Atatürkçülük, Mustafa Kemal Atatürk, oyun bozan, sabetayistlik
                                                              Atatürk Sabetayist

Yahudi Bir Yazar Açıklıyor "Atatürk'ün Gerçek Kimliği"


24 Temmuz 2007’de The New York Sun editörü Hillel Halkin, köşesine ilginç iddialar taşıdı. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin yüzde 47 ile kazandığı seçimlerden iki gün sonra yazdığı yazıda Halkin, bundan 13 yıl kadar önce yazdığı bir makaleyle ilgili olarak ortaya çıkan yeni kanıtları ileri sürdü. Ben-Avi adlı bir gazetecinin otobiyografisine dayandırdığı iddiasına göre Atatürk bir Yahudi Dönmesi’ydi.* “O zamanlar Türkiye’sinde ayaklanmalar başlatacağından ve laik devrimi devireceğinden endişe” ederek yayınladığı yazısına, 2007’de e-postayla gelen cevaptaki diğer kanıtları da bu yazısında paylaştı. Timeturk’ün ortaya çıkardığı bu yazının tercümesini okuyucularımızın istifadesine sunuyoruz.


Atatürk’ün Türkiye’si devrildi.

Bundan 12 ya da 13 yıl kadar önce haftalık New York gazetesi Forward için çalışırken modern laik Türkiye’nin kurucusu Kemal Atatürk hakkında bir yazı yazdım ve biraz da endişeyle gazeteye yolladım. Yazıda, Atatürk’ün babasının Yahudi, daha da net bir ifadeyle, Dönme olma olasılığıyla ilgili kanıtlar sunmuştum. Dönmeler*, 17’nci yüzyıl Mesihlik iddiasındaki Türk-Yahudi’si Sabetay Sevi’nin İslam’a dönmesinin ardından ona inanmaya devam eden takipçilerinin oluşturduğu heretik (batıl) Yahudi tarikatıdır.

Sevi’ye öykünerek Yahudi gizil hayatlarına devam eden ve dışarı karşı Müslüman görünen ayrı ve gölgeler içindeki grup varlığını 20’nci yüzyıla başarıyla taşıdı.Birçok biyografide Atatürk’ün babasıyla ilgili 3 ya da 4 farklı geçmiş verilir. Her ne kadar kimse onu Yahudi olarak tanımlamadıysa da, bunların farklılığı onun aile orijinin sakladığını düşündürmektedir. Bu kanıt, her ne kadar sınırlı da olsa, oldukça şaşırtıcıydı.

Yahudi gazeteci Itamar Ben-Avi’nin Uzun zamandır unutulmuş otobiyografisinde 1911’in geç kışında yağmurlu bir Kudüs akşamında barda tanıştığı genç bir yüzbaşıyı anlattığı bölüm bu kanıtın en güçlü yanıydı. Çok fazla araktan (arak=alkollü bir içiki) çakırkeyif olan yüzbaşı sadece tüm Dönme ve Yahudilerin bileceği ancak hiçbir Müslüman Türk’ün bilemeyeceği Shema Yisra’el ya da “Duy ey İsrail” duasının İbranice açılış sözlerini ezberden okuyarak Ben-Avi’ye Yahudi olduğu sırrını verdi.

Yazdığına göre, 10 yıl sonra, Ben-Avi, bir gazeteyi açtığında manşette Türkiye’de bir darbe olduğunu ve fotoğraftaki liderin o gece tanıştığı genç subay olduğunu gördü.O sıralar, Atatürk tarzı laikliğe İslamcı siyasi muhalefet güç kazanıyordu. Merak ediyordum, New York’ta Yahudi bir gazete modern Türkiye’nin kurucusunun yarı Yahudi olduğunu ilan etse ne olurdu?

Ayaklanmalar, Atatürk’ün heykellerinin yıkılışı, onlarla yarattığı laik devletin sallandığı gözlerimin önüne geldi. Tasalarımı kendime saklayabilirdim. Makale Forward’da yayınlandı ve herhangi bir yerden doğru dürüst bir geri dönüş olmadı ve Türkiye’de hayat eskisi gibi devam etti. Bildiğim kadarıyla yazdığımı tek bir Türk bile okumadı.

Sonrasında, birkaç ay önce, okumuş olan birinden bir e-posta aldım. Adını vermeyeceğim. Bir Avrupa ülkesinde yaşayan, iyi eğitimli, finans sektöründe çalışan ve sadık laik bir Kemalist olan bu kişi bana Forward’da makaleme rastladığını ve onunla ilgili tarihi araştırma yapmaya karar verdiğini yazdı. Atatürk’ün gerçekten de, 1911’in geç kışında Libya’da İtalyanlarla savaşan Türk kuvvetlerine katılmak için Mısır’dan Şam’a gittiğini ve rotasının Ben-Avi’nin onunla tanıştığını iddia ettiği yerden yani Kudüs’ten geçmiş olabileceğini keşfettiğini aktardı. Daha da ötesi, 1911’de Atatürk’ün gerçekten yüzbaşı olduğunu ve Ben-Avi’nin otobiyografisini yazdığında bilemeyeceği alkol düşkünlüğünün de tutarlı olduğunu belirtti. E-postanın Türk sahibinin parçaları birleştirerek ulaştığı başka bir şey de şu: Atatürk’ün doğduğu ve büyüdüğü Selanik, onun zamanında yüksek Dönme nüfusu olan büyük bir Yahudi şehriydi. Atatürk’ün gittiği ve “Şemsi Efendi” okulu da, Dönme topluğu lideri Simon Zvi tarafından yönetiliyordu. E-posta şu sözlerle noktalanıyordu: “Şimdi biliyorum, gerçekten biliyorum (ve bir parça bile şüphem yok), Atatürk’ün ailesi gerçekten Yahudi soyundan”.

Zaten benim de en ufak bir şüphem yoktu. Köşemin olası sonuçlarının azametiyle ilgili sanrılardan artık acı çekmediğimden değil, aynı zamanda Kemalist Türkiye’nin laik varlığının yıkılacağından korkmaya ihtiyaç olmadığından bu sefer daha az endişem vardı.Adalet ve Kalkınma Partisi’nin rakipleri karşısında laik Türkiye’nin, en azından Atatürk’ün öngördüğü şeklinin, tarihte kaldığını bile söylemenin mümkün olabileceği ezici bir zaferle tekrar iktidara döndüğü iki gün önceki Türk seçimlerinde resmen ve geri dönülmez şekilde yıkıldı.

Gerçekten sistematik olarak gizlemeye çalıştığı Atatürk’ün Yahudiliği, her şeyin üstünde, onun zamanında neredeyse her Türk’ün büyüdüğü din olan İslam’a karşı sert düşmanlığı ve İslamcı paydaşının sürüldüğü katı bir Türk milliyetçiliği yaratmadaki çelik iradesi gibi onun hakkında birçok şeyi açıklıyor. I. Dünya Savaşı’nda Hıristiyan Ermeni soykırımından ve 1920’lerde neredeyse tüm hıristiyan rumları sürmesinden sonra Türkiye’nin yüzde 99’unu oluşturan Müslüman çoğunluğunun dini kimliğini fena şekilde silmek isteyen bir dini azınlığın üyesinden başka kim olabilirdi? Atatürk asla Yahudi geçmişinden utanır gibi görünmedi. Sakladı çünkü saklamamak siyasi bir intihar olurdu. Onun mirası laik Türk devleti de bunu sakladı ve bununla beraber içinde niyetleri ve amaçlarının olduğu asla yayınlanmayan kişisel günlüğü de devlet sırrı olarak bunca yıl gizlendi. Artık saklamaya ihtiyaç yok. İslamcı karşıdevrim o ortaya çıkmadan bile Türkiye’de günü kazandı.

**********

Bir başka kaynak;

Mustafa Kemal’in 30 Eylül 1911'de Kudüs Kamenitz Oteli’nde yahudi Eliezer Ben Yehuda’nın oğlu Itamar Ben-Avi ile sohbeti:

Mustafa Kemal: “SABETAY SEVİ’nin soyundan geliyorum. Kendisine hayranım. Keşke bu dünyadaki bütün yahudiler onun mesihliği altında birleşse..” (yani hem burda bir yahudi olduğunu hemde yahudi inancına bağlı olduğunu söylüyor..)

Yahudi Mustafa Kemal: “Evimde Venedik’te basılmış eski bir TEVRAT var. Babam onu okumam için bana Karaim Yahudisi bir muallim tutmuştu. Öğrendiğim ayetlerden bazılarını hala hatırlayabiliyorum.” dedikten sonra biraz düşünüp..

“SHEMA YISRA’EL, ADONAI ELOHENU, ADONAI EHAD!” (yani “Dinle ey İsrail, Rabbin olan Tanrı tektir”) demiştir. Bu dua yahudilerin ünlü Shema duasıdır. Kâfir yahudi Mustafa Kemal demek ki, gizliden gizliye yahudi ibadetini ediyormuş, yani dinine bağlı bir yahudi hemde..

Daha sonra yahudi Itamar Ben Avi’nin “Efendim, bu Yahudilerin en mühim duasıdır!” demesi üzerine yahudi Mustafa Kemal: “Benim de gizli duamdır bayım, benim de..” diyerek etnik kökeninin ve dininin yahudi olduğunu beyan etmiştir.. (Kaynak: Uluğ İğdemir: Atatürk’ün Yaşamı, I. Cilt, sahife 23, T.T.K. yayınları, 1980)



Atatürk'ün ilk mektep hocası olan, Atatürk'e ilk ve temel terbiyesini verenlerden olan Şemsi Efendi, Türk ve Müslüman gözüken hain Sabetaycılardandı. Asıl adı Şimon Zvi olmasına rağmen bizlerin arasında Şemsi Efendi diye anılıyordu. Mezarı da Üsküdardaki Bülbülderesi Sabetaycı mezarlığındadır. Şimon Zvi (Şemsi Efendi)'nin yaşayan torunuz Ilgaz Zorlu bu gerçekleri ispat etmiş ve açılan mahkemelerden beraat etmiştir. 



Sabetayistler nasıl isim seçerler?


sabetay Sevi, sabetaycılar, sabetaycılık, sabetayistler, sabetayistlik, selanik dönmeleri, slider, yahudi dönmeleri
  Sabetayistler Nasıl İsim Seçerler


                                              

1- Ibranice ile Türkçe arasındaki ses benzeşmelerini dikkate alarak sesçe en yakın ismi alarak (Kemal
, Cemal = Samuel), (Sabi = Sabih), (Joshua = Coşkun = Yeşuah), (Sarah = Serra), (Ida = Eda, Moises = Muazzez, Negrin = Nesrin, Cassab = Kasap, Tchitchek = Çiçek, Muchtar = Muhtar, Atıl = Etel, Hakan = Hakham, Sema = Semha, Aliye = Aliyah, Meli = Melih, Benyamin = Bünyamin = Binyamin , Esra = Ezra = Azra, Malakh = Melek, Anvi = Avni, Tzachi = Zeki vb)


2- Tevratta geçen ismin Arapça ve Türkçe karşılığını alarak (Selahattin = Methushelach, Ibrahim = Abraham = Avraam, Solomon = Şlomo = Selim = Süleyman, Ishmael = Ismail, Yakob =Yakup= Yaakov = Jak, Yasef = Yusuf = Josef, Yitzach = Izzet, Ester = Yıldız, Şalom = Barış, Mark = Savaş, Yafit = Sibel, Rahşan = Rachel, Melek = Rebeka, Ilyas = Eliyahu, Zachariah = Zekeriya, Davut = Davit = Cavit, Eyüb = Job, Ari = Arslan = Leon, Ishak = Behlil = Güler = Güllü = Gülse = Gülden, Rozali = Gülben, Daniel = Denel vb)

3- Ibranice ve Türkçedeki aynı sessiz harflerden oluşan isimleri yakınsatarak (çünkü Ibranice, sadece sessiz harflerle de (yani sesli harfleri temsil eden nokta ve işaretleri kulanmadan) yazilabiliyor böylecene sessiz harfler ayni oldugundan okunuslar ayni kabul edilebiliyor) Sumru = Semra = Samra, Nahit = Nihat, Marat = Murat = Mert, Ahmet = A’mit = Ümit, Rifat = Rafet, Barak = Berk, Ferdi = Ferid -> Feridun, Selin = Sülün = Selen, Malka = Melike, Kamil = Kemal, Rina = Rana = Rena = Rona = Eren, Nitsa = Nisa, Sadık = Sadok, Omri = Emre, Amira = Emir, Mehmet = Mahmut, Emine = Mana = Mine = Mina, Sulhi = Selah = Salih = Salah = Selahattin, Oren = Ören, Arif = Rauf = Raif -> Rıfat, Selami = Selim = Salim, Oktay = Kutay = Aktay, Anıl = Nail = Nil, Ander = Ender = Nadir, Reşat = Raşit, Şafak = Şefik, Hasan = Hüsnü = Hason, Eşref=Şeref=Şerif.

4- Soyisimler, bir sonraki jenerasyonda isim olarak seçilerek, (Aksel, Cin, Şencan, Önder vb)

5- Ladino ve Yiddish dilindeki Musevi isim ve soyisimlerin Türkçesi kullanilarak (Doğulu = Mizrahi, Barda = Bardavit, Nemesh = Çil, Kınay = Yissakhar, Asaf = Asaf, Tarık = Tarık, Kerem = Kerem, Kenan = Kenan, Nuri = Nuri, Halil = Halil, Naim = Naim = Nachum, Serap = Seraph, Edgü = Tov, Fuat = Lev, Hasefe = Ha Sefe, Ifoq = Ufuk)

6- Sabetayciligin yayildigi ve yasatildigi (Misir, Cezayir, Sam, Kirim, Izmir, Manisa, Sofya vb) yerlerin isimleri ve Selanik ve çevre köy ve ilçelerinin (Poroy, Topçular, Kayalar, Kavala, Vidinli, Gevgili, Vardar, Serez, Teselya, Tırhala, Drama) isimlerini –li ekiyle birlikte tasiyarak. (Cezayirli, Mısırlı, Şamlı, Sofyalılar vb). Sabetay Sevi’nin sürgün edildiği Arnavutluk’un Ülgün/Akkum şehirlerinin ismini taşıyarak...

7- Tevrat’ta varolan isimlerin örnegin Abraham (Ibrahim), Jacob (Yakup), Ismail (Ysmael), Yahya (Yohanna) sonuna -zade, -gil, -han, -oğlu vb. getirerek. (Ibrahimzade)

Isimlerin bircogu anlam bakimindan birbirine baglaniyor; cünkü manaca iyi, güzel, sevimli, neşeli, sevinç, şen, güçlü, ulu, yüce, zengin, akilli, uğurlu, soy, aslan, bir, tek, biricik kelimeleri çevresinde dönmüstür. Sabetaycilar, yabanci dilden Yahudi soyisimlerini tercüme ederken, Türkçede eş anlama gelen ekler ve soyisimler kullanmislar ve böylece soyisimlerinin hepsi manaca ayni yere baglanmistir. Sururi (mutlu, sevinç), Gür (Coşkun), Alp (Yigit, güçlü, metin, ayhan, kunt, gürbüz, Narter, Acar, eralp, çevik, batu, kuvvetli, erkli, er, Alpar, bayar), Dinç (Güçlü, Baran, Bükey), Ulu (Yüce, Ali, Hiram, Fadıl, Tanju, rıfat, Üstün, Edis, Bülent, Berrin, yüksek, senih, Baha, bay, erk, Egemen, Bayar, Sami), Ak (Arı, saf, ulu, güçlü), Dik (Sarp), Olcay (şans, kut, uğur, ongun, sadun); Tabu (kutlu, mebruk), Sert (katı), Güç (zor), Or (ışık, ziya, pertev, mahir), Soy (öz, Kök, Dor, Nesil, Nejat, tüzün), Ata (min, soy, ced, ben (bin), oğul, su), Altın (Altun, Som), Bar (Par, Son, oğlu), Berk (Bark Barak, sağlam, sert, katı, güç), And (ant, söz), Gün (La, Gun), Avar (Gör), Susmuş (söylemez), Bir (ehad, tek, biricik, bitek), Bay (zengin, serra); Baş (Kopf), Kent (Şar), Çehre (cemali, yüz, ladino dilinde ise “kara”), şanlı (ünlü, tanır), şölen (Cümbüş), Güven (tekin), ateş (kivilcim, yalım, yalın, kor, alev), çift (ikiz), Tarık (Ekin), Tay= Genç anlamındadır ancak ismin başındaysa Ulu, sonundaysa Soy!!! Tokay = Dolunay, TOK = Savaş, TUĞ = Kut, Uğur, Türe (Tegin), Tüzün (soy, uysal), Balkan (dağ), Başal (öncü, önder, Sinan, Ataman, serdar, başol, başer), Baş (uç, ön, birinci, ilkin), Boysan (heybetli, ulu, görk, aybar), Dağ (tav, ululuk), can = tin =diril, Kibar (Moran), Fevzi (Viktor, Zafer), Kor (Öz, Ateş, Kür, Gür), Gönen (Onur, Şeref), Ogan (Bilge), Olcay (Ulu), Öget (zeka), Öz (can, tin, ben, gönül, temel, uz, dere, ırmak), Özen (Irmak), Laçin (Şahin), Sargut (ihsan), Yal (Dik, yar), Sibel (Cemile), Nasır (Viktor), Sır (Giz, vedia), Haydar (Aslan, Leon, Arslan), Mustafa (Mukhtar, seçilmiş), Sabih (Cemil, Tahsin), Tahir (saf), Baysal (Düzenli), Cenap (onur), Edis (Değerli), Egemen (Hakim), Haldun (Kalp, Levi), Kemal (Bilgili), Soysal (Uygar, Çağdaş), Yalman (Kılıç), Neva (Güç), Ekemen (Bilgili, Zeki), Tel (serra, tepe), Aviv (Bahar), Adar (Asil), Kuşcu (Rashba, Erkuş), Sigura (Güven, Şalev), Pak (Temiz, pek), Berk (berg, perk-, bark) , Ecevit (Cavit, Davit), GÖR (Kara-)

Sabetaycılarda soyismi kullanımında ÖZELLIKLE ve ÖZELLIKLE Orta Asya’daki yer ve eski Türk Boy ve Devlet isimlerinden alinan kelime ve komutan-hakan-kral isimleri göze carpmaktadir. (Bumin, Bleda, Inel Kağan, Bilge Kağan, Kubilay-Kublay, Mete, Oğuz, Tokay, Aybars, Talu, Toktay, Cengiz, Timur, Arbel, Sengir, Lezgi, Saka, İskit, Yenisey, Tigin, Oymak, Öngüt, As, Nayman, Savran, Tokay, Konrat, Barın, Argun, Elçin (Alchin), Topçu (Topchi), Bermek (Barmaq), Dilber-i, Karakaş (Qaraqas), Dormen (Durmen), Bakay, Aktepe, Serpil (Serpul), Turgay, Bürge, Çağatay, Hitay, Endican, Tarım, Bükey (Bokey), Akman (Aqman), Behzat (Bekzad), Bumin (Bomin), Kuşcu (Quschu), San, Togan, Kıyat, (Qiyat) Apak (Appaq), cömert (cumart), Karakaş (Karakash), Atam, Sagay, Tanay (Teney), Köse, Sarı vb) Tarihte Türkler'in kurdukları hanedanlardan birisi de Eyyûbîler'dir. Eyyûbî hanedânı üyelerinin büyük çoğunluğunun adları, en eski Türk adlarıdır. Selahaddin'in ağabeyinin adı "Turan"şah'tır. Kardeşlerinin adları ise, "Tuğtekin" ve "Böri"'dir. "Atabek" ismide Eyyubilerden gelir. Türk isimlerinden Artuk ismi Arapça'da Fazıl/Fadıl olarak geçer. Eski Türk hakanlarının isimleri güçlü hayvan adlarıydı ve ayrıca onlara lakap olarak kurt anlamına gelen "börü" denirdi. Örneğin, Arslan, Pars, Evren, Böke gibi. Evren ve Böke "ejder" manasına gelir. - Könik ise Yiddish dilinden gelmiştir, kral anlamındadır. Bey-kont ismi de kral, hakan anlamındadır. Keza, Batı "Hun" hükümdarı olan "Attila"'nın erkek kardeşinin ismi "Bleda" ydı. Nogay Hanlarından birinin ismi "Akbaş"'tı . Karahan devleti komutanlarından birinin ismi Tegin’di. Göktürklerde Kül-Tegin (Gül-tekin) ve ağabeyi Bilge-Kağan hakanlık yapmıştır. Oğuzlarda "Tokar/Töker/Toker" boyu vardı. Orta Asya'da Dondarlı/Dündar kasabası; Ak-yüz-Kara-yüz bozkırları vardır Man-kermen ise büyük hisar anlamını taşırdı. Kıpçaklarda Kangar/Kongar boyu vardı ve hanlarından birinin ismi Tokay’dı. Cengiz dönemi Merkit beylerinden birinin ismi Toktay’dı. Kırgızların Edigene oymağının kurucu beylerinden birinin ismi Bakal’dı. Hint-Türk Imparatorluğu beylerinden birinin ismi Bakar-han’dı. Başkurt ise bir Türk boyunun ismidir. Belgü-tay Cengiz Kağan’ın kardeşlerindendir. Babür Han’ın bey ve komutanlarından birinin ismi Birben’dir. Kulagu Han’ın kardeşlerinden Demir vardır. Denizhan ise Oğuz kağan’ın oğullarındandır. Sabetaycılar, Şamanizm’den de isimler almışlardır, Ülgen (diğer ismi Kuday) bir Şaman tanrısının ismidir. Şamanlar “adam”’a “atam” derlerdi. Ayrıca, Umay da Şamanizm’den gelmektedir. Ak rengin, Türklerin en eski inançlarından olan Şamanist dönemle ilgili bazı manevi inanmalarından kaynaklanarak ululuk, adalet ve güçlülük anlamları kazandığı görülmektedir. Aklık, temizliktir, arılıktır, yüceliktir, ululuktur. Kazakların, Ortayüz bölüğü, Uvak Girey oymağının dip dedelerinden birinin ismi Karakaştır. Kongar, Macar kumanları beylerindendir. Bakay ise, Manas destanında adı geçen bir beydir. Evrenk, Hint-Moğol Imparatorluğu’nda kralın ismidir. Dormen/Dorman, Kuman Hanlarından birinin adıydı. Sebüktekin, Alptekin, Bilgetekin Gazneli imparatorlarının isimleridir. Atakan, bir Hun beyi ve komutanının ismi.

Güner, Kazak ve Kırgız destanlarında adı geçen bir beydir. Ogan, Altay ve Tuna Türklerinde Ateş Tanrısıydı. Okay, Kırım hanlığı dönemi bey ve komutanlarındandı. Oktar, Batı Hun Devleti komutanlarındandı. Olcay Han, Oğuzname’de Nuh’un oğlu olan Yafes’in gerçek adıydı. Öndün, Kırgızların, Togay, Bugu ve Tokum oymakları dip dedelerindendi. Eski dönem Tanrı ad ve sıfatlarından biri Yazgan’dı. Baykal, Moğolistan’da bir göl ismidir. Muradoğlu, bir Türk oymağının ismidir. Karaduman, Tatarların bir boyudur; ayrıca, Kavala şehrinin bir kasabasının adıdır. Bursin, Sümer krallarından biridir.

Cev-at, Cev-det, ve Cev-za isimleri geniş kullanım ve kolay idrak özellikleri olan isimlerdir. Karakaşlarda tek isim olarak Mustafa ve göbek isim olarak Abdurrahman kullanılabilinir. Bunların kullanılma sebebi tarihteki öenmli Sabetaycı şahsiyetler olan Mustafa ve Abdurrahman Çelebi'dir. Bilindiği üzere Abdurrahman Çelebi, Osman Ağa'nın (Berechiah Russo) babasıdır. Osman Ağa, çocuğuna da Abdurrahman ismini vermiştir.

15-16. yüzyıllarda yaşayan Romen devlet adamlarının adları hep Türkçe idi: Akbaş, Akkuş, Barak, Bars; Baybars, Kazan, Ötemiş, Berkiş, Bilik, Kara, Buğa, Çolpan, Toluntay, Payandur, Tuttarkan (Tutrakan).... vb.

Museviliğe göre "goyim" Yahudi" kanından gelmeyen kişiye denir. "Ger" ise sonradan Musevi dinini seçen ancak Yahudi kanı taşımayan kimseye denir. "Ger", "Germen", "Gerçel", "Geren", "Ülger", "Erbelger" soyisimlerinde geçtiği gibi.

Sezen soyisminin ise (SZN), Sazanikos’tan türetildiğini sanıyorum. Dilber soyisminin ise Levi soyismi ile bağlantılı olduğu iddia ediliyor.

Sabetaycilarin iki ismi (ilk isim + orta isim) vardir, bunlardan biri yahudi ismini temsil eder. Mehmet ismi de Islamiyetle beraber bu ismi alan Sabetay Sevi yi simgelemekteydi. Özellikle ilk isim olarak kullanilir. Mehmet Ali, Mehmet Bülent vb. Karakaşlarda, doğan ilk erkek cocuguna Osman ismi verilirdi. Nadiren de olsa bu gelenek sürmektedir.

Sabetaycilarda gunumuzde yaygin olan bir gelenek ise, doğan çocuğa annesinin ya da baba-annesinin kızlık soyismini vermektir. Burada onemli olan kokenini ya da soy agicindaki aile icinde kaybolmak uzere olan soyisimleri, yeni dogan cocuga ön isim olarak vererek o soyismini yasatmaktir. Böylece Türkçeye daha önce hiç kullanılmamış yeni ön isimler de katılmış olur.

Sabetaycılar sadece Selanikli değillerdir. Üsküp, Kavala, Serez, Teselya, Drama, Niş, Kırım, Sofya, Girit, Rodos, İşkodra, Mayadağ, Filibe, Sakız, Midilli gibi yerlerden göç edenleri vardir. Halen, Makedonya’da bazi köylerde yaşayanlar bulunmaktadir. Arnavutlukta halen Osman Baba’ya saygı ve hürmet duyan Arnavut Bektaşileri vardır. Özellikle Amerika Birlesik Devletlerinde yaşayan Türkiyeden göçmüş bir lobimsi cemaat mevcuttur, Israil’e göç edenleri ve Remle kentinde yaşayanları bulunmaktadir. Danimarka, Polonya ve Almanyadada Sabetayistler bulunmaktadır. 

Karakaşlarda, Orta Asya’dan göç etmiş kanısı uyandıracak şekilde aldatıcı bir çekik gözlülüğe rastlanır. Bu çekik gözlülük, Samsun-Izmir-Istanbul üçgenindeki Kırımçaklarda da raslanır. Genel olarak akrabalıklar, İstanbul-Izmir-Adana-Bursa-Ankara arasında olur, bazende bunların arasına Konya-Samsun-Eskişehir-Edirne gibi yerlerinde eklendiği görülmüştür.

Sabetayci aileler ve Museviler genelde ayni Türk ilk ismi kullanabilirler. Cunku bu isimlerin Ibranice karsiliklari vardir. Yine de Sabetaycilar isim olarak daha genis bir yelpaze de isim secerler. Örnek olarak: Leyla, Sena, Verda, Beril, Yasemin, Yıldız ve Sibel isimlerini her iki gurupta kullanirken, Bahar, Bige, Feriha, Zuhal, Selin, Nesrin, Nil, Nilgün, Pamir, Suzan, Siret, Nüket, Nükhet, Sevil, Zerrin, Berrin, Nevin, Beyza, Güzin, Dilek, Melike, Nazlı, Esra, Suna, Okşan, Rana, Inci, Jale, Rez(z)(s)an, Ren(n)an, Rezin, Roksan, Reksan, Neş’e, Deniz, Fulden, Banu, Belkis, Ipek, Zeynep, Halide, Serra ve Bedia ismini Sabetaycılar kullanir. Ayşe, Emine Hatice ve Fatma isimleri ilk isim olarak geçer. Erkek isimlerinde de ornegin Sabetayci gurup eski jenerasyonda coğunlukla Nejat, Emin, Bülent, Baha, Nuri, Üstün, Haluk, Ender, Mehmet Ali, Ferdi, Feridun, ilter, Çetin, Fevzi (Viktor), Coşkun (Joshua), Can, Ömür, Hayati, Ateş, Pertev, Sahir, Sefa, Yekta, Vedat, Tahir, Talat, Nail, Faik, Demir, Vedia, Süreyya, Reha, Ünal, Ekrem, Hayri, Yahya, Çelik, Turgay, Üstün, Haluk, Hulki, Faruk, Ender, Mehmet Ali, Şerif, Edhem, İbrahim Ethem (kapancilar) kullanirken, Museviler bu isimleri kullanmazlar. Ayrica, Ismail, Ziya, Faruk, ve Mustafa isimlerini Karakaşlar kullanırlar. Bu isimlerle birlikte, Sabetaycilar birbirine sesçe oldukça benzeyen Nazim, Cazim, Kazim isimlerini de kullanmislardir. Hasan ve Abdurrahman göbek ismine de sikça raslanir. Abdurrahman Efendi’yi temsil eder. Hem erkekler hem kadınlar Ayhan ve Ilhan isimlerini kullanabilirler. Şimdiki cenerasyonda ise en yaygin olarak Emre (Amirah), Emir (Amir), Can, Kaan, Kerim, Kerem, Ekin, Berk (Barak), Cem (Sem), Akın, Eren, Alp, Ömer, Oral, Ender, Berkay, Tunç, Uğur, Efe, Hakan, Demir, Haluk, Ata vb isimler kullanilir. Ibranice isimler Ari (Ali, Eli), Albert (Alper, Alp), Leon (Aslan), Aaron (Harun), izak (izzet), Murat (Marat), Omer (Ömer), Selim (Salim), Rifat, Samuel (Cemal, Kemal), Erol, Yusuf (Yasef), Yakup (Jacob), Yahya, Nedim, Naim (Naim), Metin, Hakan, Cem (Shem), Melih, Cüneyt, Musa (Moshe), Hayati (Hayim), Sami, Sinan, Semih vb. parantez içinde Türkçeleri verilmistir.

Selanikli dönmeler (sabetaycılar) hakkında ne biliyoruz?

Selanikli dönmeler (sabetaycılar) hakkında ne biliyoruz
Selanikli dönmeler (sabetaycılar) hakkında ne biliyoruz?

9 günlük bayram tatili benim için rahat okumalara fırsat olur. Marc David Baer'in yazdığı 'Selanikli Dönmeler'  yıllardır üzerinde çalıştığım, düşündüğüm bir konu olunca satır satır eğildim. Notlar aldım. Birçok yeni bilgi edindiğim halde doğrusunu söylemek gerekirse Baer'in kitabı beni tam olarak tatmin etmedi. Ne zaman Sabetayizmle ilgili şöyle dört başı mamur bir kitap çıkacak diye de düşündüm. Baer'in titiz çalışması bile mevcut soruların birçoğunu cevaplamıyor. O halde ben de Sabetayizm araştırmalarında nereye geldik ve Baer'in kitabı hangi yeni bilgileri ilave ediyor, sizin için kaleme aldım. Tarih yazımımızı tepetaklak okumaya hazır mısınız?

Marc David Baer'in kitabı 
(Selanikli Dönmeler / Doğan Yay. 2011) aklımızdaki soruları cevaplamaya yetmiyor. Çünkü sabetayizm Türk tarihinde yok sayılmış bir disiplin! Ve o kadar çok soru birikti ki...
Dinsel ritüelleri halen devam ettiriyorlar mı? Örneğin 18 emir halen ihlal edilemez kurallar mı? 
Cemaatin lideri tek kişi mi, yoksa her kolun ayrı bir lideri mi var?
1900'lü yılların başında olduğu gibi ortak bir sandıkları var mı? Karar defterleri var mı?
Cemaatin mensubu kaç kişi?
Yeni kuşak, Sabetayist kimlikten ne kadar haberdar? Sorular uzayıp gidiyor...
Asıl mevzuya ise bir türlü giremiyoruz. 1600'lü yıllarda yaşamış Sabetay Sevi'nin öğretileriyle günümüzü birleştiremiyoruz.
Anadolu'da gizli din yaşayan onlarca cemaat var. Halen var. Gidin Trabzon köylerinde gizli Hıristiyan görünürde Müslüman olan köylüler bulursunuz. Sabetayizmin önemi yönetici sınıfın onlardan oluşmasıdır. İktidar, finans, eğitim, kültür ve sanatta hep onların sözü geçti. O zaman akıllara şu soru geldi: Bir kast sistemi mi var?
Kimi tarihçi, gazeteci, aydın bu soruyu önemsiz buldu kimi ırkçılıkla suçladı. Oysa yakın tarihimize samimiyetle bakan ve Türkiye'yi anlamak isteyen her kişinin aklını başından alacak ilginçlikte bir konudur.

MENDERES'E 'İTİRAZINIZ VAR MI' DİYE SORDUM

TSK'daki Sabetayist Kadrolaşma ve Org. Yaşar Büyükanıt


TSK'daki Sabetayist Kadrolaşma ve Org. yaşar büyükanıt
TSK'daki Sabetayist Kadrolaşma ve Org. yaşar büyükanıt

Ulusalcı hareketin lideri olan Orgeneral Mehmet Yaşar Büyükanıt’ı konu etmiştik. Bunun üzerine, gayretli bir akademisyen arkadaşımız, Paşamızın soy kütüğünü merak etmiş ve araştırmış. Uzun sürdüğünü ifade ettiği araştırması sonunda ulaştığı çok ilginç bilgileri bizimle paylaşmak için sitemize maille göndermiş. Bizler de Büyükanıt Paşa ile ilgili bu çarpıcı bilgileri sizlerle paylaşmayı bir sorumluluk olarak gördük. 

Bize bu bilgileri gönderen ve ismini dahi bilmediğimiz bu arkadaşımıza en derin teşekkürlerimizi sunuyoruz. 


Adnan Menderes Sabetaycı Yahudi Bir Aileye Mensuptu!

adnan menderes, adnan menderes yahudi mi sabetaycı mı, dönmeler, mehmet şevket eygi, sabetay Sevi, sabetaycılar, sabetaycılık, sabetayist ne demek, sabetayistler, sabetayistlik
                                                                                 adnan menderes


ADNAN Menderes'in eşi Berrin hanımın, meşhur Dr. Nazım beyin yeğeni olduğunu biliyoruz.
Dr. Nazım, ünlü ve ileri gelen Sabataycılardandır, İttihadçıdır ve İzmir suikasti hadisesinde idam edilmiştir.
Bilindiği gibi Sabataycılar üç büyük kabileye ayrılır ve bunların araları hiç iyi değildir; hattâ zaman zaman aralarında dehşetli kapışmalar, hesaplaşmalar olmaktadır. İzmir suikastinde mağdur olup okka altına giren Sabataycılar, Karakaşlara mensuptur; onları ezenler de Kapancıdır. 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra da böyle olmuştur.

Peki Sabataycı aşiretler niçin kendi aralarında bu kadar şiddetle çekişiyordu? Bu savaşın ardında büyük menfaatler, ikbal hırsları bulunmaktadır. İslâm tarihine bakınız, Müslümanın Müslümana yaptığını gâvur yapmamıştır. Sünnilerle Şiiler arasında asırlar süren kanlı savaşlarda nice şehirler yıkılmış, ülkeler tahrip edilmiş, kesilen kellelerden tepeler yapılmıştır.


Sabataycıların Yakubiler kolu, Kapancılara karşı Karakaşları desteklemektedir. Son birkaç yılda Türkiye Sabataycıları içinde, kapalı kapılar ardında hayli gizli ve çetin müzakereler yapıldı, üç aşiretin ileri gelenleri anlaşmaya, uzlaşmaya çalıştılar, lakin anlaşamadılar. İsmini vermek istemediğim bir Sabataycının Cumhurbaşkanı seçilmesi isteniyordu. ABD dışişleri bakanı Madamın da desteği alınmıştı. Lakin birbirine rakip ve hasım üç dönme aşiretinin kurmayları bu hususta bir türlü uzlaşamadılar. Sabataycı aday dışarıdan da baltalandı ve ülkenin başına geçme hayalleri söndü.

Gelelim Berrin hanım ile Adnan beyin durumuna. Adnan Menderes aile içi bir izdivaç yapmıştır; Evliyazadeler ailesindendir; hanımı da aynı aileye mensuptur. İzmir suikastinde asılan Maliye nazırı Cavid bey Sabataycıların en mutaassıp kolu olan Karakaşlara mensuptur. Dr. Nazım bey de Karakaşlar'dan Berrin hanım ve Adnan Bey de... Bir bomba daha: 27 Mayıs darbesinden sonra asılan dışişleri bakanı Fatin Rüştü Zorlu da... Asılanlar Karakaş, asılmalarına yol açanlar Kapancı...

Son yıllarda Kemal Derviş, İsmail Cem, Rahşan Ecevit, Mehmet Ali Bayar arasındaki çekişmeleri, zıtlaşmaları, entrikaları anlamak için çok şey bilmek gerekiyor. Mason locaları içinde bütün üyeleri Sabataycı olan localar vardır.

Biz Türkiyeliler ne yakın tarihimizi, ne de bugünümüzü biliyoruz. Tarih diye bir sürü maval, masal, martaval, mitos öğretiliyor.Yakın tarihimize ait ciltlerce kitap, külliyat yayınlandı. Bunların hangisinde Dönmelerin son devirdeki ihtilal, reform, inkılap, değişim faaliyetlerindeki rolleri anlatılmaktadır? Liselerde okutulan tarih kitaplarında bir kelime ile olsun Masonların, Dönmelerin rolünden, gücünden, tesirinden bahsediliyor mu?

Biz, Masonlar denilince tek, homojen, birlik ve beraberlik içinde olan gizli bir teşkilatı düşünüyoruz. Halbuki ülkemizde dört ayrı Mason teşkilatı bulunmaktadır. Bunların biri Kainatın Yüce Mimarı dediği Allah'a inanmayanı teşkilata üye kaydetmez. İlerici Mason grubu ise ateist veya agnostiktir ve bu ikisinin arasında geçimsizlik, soğukluk, kavga, çekişme vardır.

Sabataycılar diye tutturmuş gidiyoruz. Peki Sabataycılık nedir? Bunlar kaç gruba veya aşirete ayrılmaktadır? Hangi köşebaşlarını tutmuşlardır. Türk siyasetinde, Türk iktisadiyatında, Türk üniversitelerinde, Türk medyasında rolleri, ağırlıkları nedir?.. Bu gibi soruların cevabını veren ilmî, ciddî, tutarlı yayınlara sahip miyiz?

Sabataycılık bir buzdağıdır ve biz onun su üzerindeki yüzde birini görmeye çalışıyoruz, altta kalan doksan dokuz parçası meçhulümüzdür. Bu konularda belge mi yok, bilgi mi yok, kitap ve ilmî makale mi yok, arşivlerde vesika mı yok?.. Hepsi var ama bunları bir araya getirecek, tahlil edecek, bilahare terkib yapacak, ortaya dört başı mamur araştırmalar koyacak kafa yok, kültür yok, niyet yok.

Sabataycılık gizlilik üzerine kurulu bir lobidir. Onlar iki kimliklidir, taqiyye yapmaktadır. Üzerlerine ışık tutulması, açığa çıkmaları hiç işlerine gelmez. Onların işlerine gelmez ama biz de bu konuyu öğrenmek zorundayız. Türkiye'deki bu müzmin din-siyasî sistem kavgasını kimler çıkartmıştır? Yüz milyonlarca dolarlık servetlere sahip birtakım Dönme aileleri bu efsanevî zenginlikleri nasıl kazanmışlardır? Birtakım Dönmeler niçin İslâm'a ve Müslümanlara, medenî insanlara ve vatandaşlara yakışmayan bir şekilde saldırmaktadır? Sabataycılar niçin hukuk fakültelerinin ceza hukuku kürsülerine rağbet etmektedir? Vaktiyle, TCK 163'üncü madde ile ilgili bilirkişi raporları veren Sabataycılar niçin hep Müslümanların aleyhinde görüş beyan etmiştir?

Bilmemek ayıp değildir, öğrenmemek ayıptır... Masonlar, Sabataycılar bilinmek istemeyebilir ama bizim de bilmeye, öğrenmeye, içyüzünü anlamaya hakkımız yok mudur?

Sabataycılar derken, birkaç aydan beri ortaya bir de Kürt Yahudileri konusu çıktı.Kendilerini Müslüman gösteren (Sünnî veya Alevî), fakat asıl kimlikleri Yahudi olan kişiler, aileler, gruplar varmış. Bunlar kimdir? Kendi hallerinde yaşayan vatandaşlar mıdır, yoksa Türkiye hakkında normal ötesi emelleri, planları mı bulunmakta? Kürt terör hareketinde bu Yahudilerin rolü, tesiri nedir? Türkiye'de şu anda 18 bin Musevî olduğu söyleniyor. Sabataycıları, Kürt Yahudilerini hesaba katarsanız bu rakam çok büyüyecektir.

Birtakım crypto-yahudiler din konusunda militanca hareket etmeseler fazla işkillenmeyeceğim. Lakin gerçekte Müslüman olmadıkları halde birtakım gizli Yahudiler niçin İslâm ve Müslümanlar konusunda militanca hareket etmektedir? Din, inanç, ibadet, inandığı gibi yaşamak hürriyeti evrensel bir değerdir. Peki, birtakım Dönmeler bu hakkı ve hürriyeti bize niçin tanımak istemiyor?

Vatikan'da bulunan Fransızca bir belgeye göre, Manisa ve civarında bundan iki asır kadar önce 150 bin Yahudi göç etmiş; bunlar, Müslümanlar arasında Yahudi kimliği ile yaşamakta güçlük çekecekleri, dışlanacakları için kendilerini Bektaşi olarak göstermişler... Bu iddiaları, dedikoduları hangi tarihçiler, hangi fikir adamları, hangi akademisyenlerimiz inceleyip araştıracaktır?

Dedikodu ile tarih yazılmaz ama gerçeklere şüphelerden gidilir. Ortaya bir rivayet, iddia atılınca; ilmin ışığında incelenmeli, araştırılmalıdır. Yanlışsa yanlışlığı, doğruysa doğruluğu ortaya çıksın.

Son on yıldan beri ülkemizde çok vahim, çok garip hadiseler oluyor. GAP bölgesinde seksen küsur yabancı büyük şirket faaliyette bulunuyormuş.Bunların yetmiş küsuru Yahudi-İsrail kuruluşlarıymış ve hassaten Kürt Yahudilerini çalıştırıyorlarmış. Bu iddialar doğru mudur? Elde ne gibi sağlam bilgiler, belgeler, şahitler bulunmaktadır? Bunların açıklanması, araştırılması gerekmez mi?

Türkî cumhuriyetlerden Türkmenistan'da, Müslüman Türkmen gibi görünen, asıl kimlikleri Yahudilik olan büyük, nüfuzlu, güçlü bir taife varmış... Bu konuda nerede aydınlatıcı bilgi bulabiliriz?

Velhasıl bir sürü esrarlı, acayip, garip, akıllara durgunluk verecek cinsten hadiseler, rivayetler, dedikodular, söylentiler, iddialar içinde bunalmış vaziyetteyiz. Maalesef Türk toplumu bir bilgi toplumu değildir. Halkımız, aydın zümre, gençliğimiz uzun yıllardan beri uyutulmuş, afyonlanmış, sersemletilmiş, zekâ özürlü hale getirilmiş bulunuyor. Amerikalılar topraklarımıza çıktılar bile. Amerikan gemileri tanklar indirdi. Amerikalı personel için özel, USA standartlarına uygun sahra kenefleri getirildi. Uçak dolusu tabut ve ceset torbası getirildi. Biz ise hâlâ sayıklıyoruz: Meclis henüz izin vermemiştir... diye. Sabataycılar Türk toplumunda akıl bırakmadı!

Mehmet Şevket Eygi
Gazeteci-Yazar

"Bizler Maymunlarız..." Mustafa Kemal Atatürk..


atatürk sozleri
atatürk sozleri

İnsanlar, süfreler gibi sulardan çıktılar en önce...
İlk ceddimiz balıktır. İşler daha da ilerledikçe o insanlar, primat zümresinden türediler.

Biz maymunlarız; düşüncelerimiz insandır!

M. Kemal Atatürk

(Ruşen Eşref Ünaydın, Atatürk Tarih ve Dil Kurumu Hatırat s.53)

*

Selanik Yahudisi M. Kemal ve ekibinin bir tek amacı vardır; Hile ile idaresini ele geçirdikleri Müslüman Türkleri İslam’dan Uzaklaştırmak...

Bunun için her dönemde, dünyada denk gelebildiği ne kadar sapkın inanç varsa ilan etmiş ve savunmuştur... İlan ettiği bu fikir ve inanışlar birbilerine zıt da olsalar bunu yapmıştır.

Bazen Şâmân, bazen Komünist, bazen de Darwinist... Bazen laik, bazen de demokrat olmuştur.

Hedef bellidir; Türkler ve sair Müslüman kavimler din-iman-ahlak olarak çöksünler ve binbir farklı inanç, fikir ve askiyonla birbirlerine düşsünler ki bu sayıca az Yahudi milleti dünya üzerinde hakimiyet kurup Önce yıktıkları Osmanlı topraklarında İsrail'i kurabilsinler, sonra da Vadedilmiş topraklar da Büyük İsrail'i kurabilsinler...

Ve, Yahudiler kimseyi Yahudi yapmak davasında değillerdir. Onların inanışına göre Yahudi olunmaz yahudi doğulur... Yahudi olmayanlar Yahudilere hizmet etmekle görevli kır hayvanı mesabesindedirler... Yahudiler bunlara karşı akıllarına gelen her şeyi yapmakta özgürdürler....

Alparslan(Hüseyin Feyzullah) Türkeş'in Bağlı Olduğu Yahudi Tarikatı

türkeş
türkeş

ALPARSLAN TÜRKEŞ'İN BAĞLI OLDUĞU "ARUSİ TARİKATI" Müslüman gözüken Yahudi Tarikatıydı. Şeyh Harun KAN = “Aaron Kanduyati” idi.

Araştırmacı Yazar Soner Yalçın "Beyaz Müslümanların Sırrı Efendi-2" kitabıyla gündemde.. Kitapta inanılmaz iddilar ortaya atılmış… Soner Yalçın kitabının ilk bölümünde Sebatayistlerin müslüman tarikatlara girdiklerini,tarikatlara girerek sebatayist kimliklerini sakladıklarını iddia ediyor.


HARUN HOCA “AARON KANDUYATİ” KİMDİR?


Beyaz Müslümanların Sırrı Efendi-2 kitabında Nakşibendi şeyhi Harun Hoca ilginç yaşam öyküsüyle başlıyor. Meşhur Nakşibendi şeyhi Harun hoca kimdir? Soner Yalçın Harun Hoca’nın kimliği hakkında ilgi çekici bilgiler veriyor… Şimdi sıkı durun Haron Hoca’nın asıl adı Aaron Kanduyati’dir. Aaron Kanduyati İspanya’dan Türkiye’ye göç etmiş Sefarad Yahudisi, 1931 yılında Çanakkale’nin Gelibolu İlçesinde doğuyor, daha sonra Istanbul’a geliyor ve İstanbul’a geldikten sonra müslümanlığı kabul ediyor, Harun adını alıyor. Aaron Kanduyati Müslüman olduktan sonra a Arusi Tarikatı’nın şeyhi Aziz Çınar Efendi’ye bağlanıyor. Musevilikte Aaron adı Hz Musa'nın kardeşinin adı Aaron,dinimizin kitabı Kur’an ı Kerim de ise Harun olarak geçiyor.

Aaron Kanduyati Müslüman olduktan sonra, Aziz Çınar Efendi’ye bağlanıyor ve adını da bu kez, Kur’anı Kerim’de ki Hz. Musa’nın ağabeyinin adı Harun olarak değiştiriyor, sonra kendisi de bir şeyh, Harun Hoca oluyor.

Aaron Kandiyoti, Kasımpaşa Rifai Şeyhi Muhiddin Ensari’nin huzurunda müslüman olduktan sonra,Istanbul’da Arusi Şeyhi Aziz Çınar Efendi’ye bağlandı. Aziz Çınar Efendi müridini hep sevdi, korudu ve kolladı, önünü açtı ve kendisi gibi şeyh olmasını sağladı. Aaron Kandiyoti’nin müslüman olduğu öğrenilince, Sanhedrin konseyi kararı ile sinagogdan atıldı ve Istanbul Müftülüğü’ne başvurup resmen Müslüman oldu ve “Harun Kan” adını aldı.

Soner Yalçın ilginç bir noktaya temas ediyor kitabında,

” Aaron Kandiyoti, müslüman olduktan sonra, teyzesi aracılığıyla Edirne Yahudi cemaatinden Anna’yla Beyoğlu Zülfaris Sinagogu’nda evlendi. Söylenenlere göre Anna’nın ailesi yoksuldu, drahoma (başlık parası) vermemek için kızlarının Harun Hoca’yla evlenmesine izin vermişlerdi.. . Anna Kandiyoti Harun Hoca ile evlendikten sonra dinini değiştirmedi, girdiği bu çevreye uyum için, ‘Handan’ adını kullandı. Ama inancını hiç değiştirmedi.”Harun Hoca’ya müritleri eşinin neden dinini değiştirmediğini sorduklarında,eşinin Yahudilikte ısrar etmesinin önemli olmadığını şu sözlerle anlatmaya çalışıyordu. “Hz Muhammed Efendimiz de, Hayber Kalesi’nde esir alınan Yahudi kızı Safiye’yle evlenmedi mi? Safiye Yahudi akrabalarıyla görüşmeyi sürdürmedi mi? Hatta Yahudi yeğenine mirasının üçte birini vermedi mi?” Müritleri Harun Hoca’ya bu anlattıkları karşısında, Safiye’nin müslüman olduğunu söyledilderinde ise, onun cevabı net oluyordu: “Islam’da zorlama yoktur.”

Müslüman olup “Harun Hoca” adını alan Aaron Kandiyoti’yi Yahudi cemaati dışladı, ailesi ise Israil’e göç etti. Harun Hoca zaman zaman Israil’e ailesini görmeye gidiyordu. Belki de Yahudi cemaatinden dışlanmanın ve ailesinin de uzak bir ülkeye taşınmasının etkisiyle Harun Hoca, kendine Mason Geometri Locası’nda yeni bir çevre yarattı. Müslüman kimliğini almak için gittiği doğum yeri Çanakkale’ye de, bu mason locasının üstad-ı muhteremi götürdü onu. Harun Hoca ilginç bir kişilik, başına kırmızı bir takke giyiyor ve bütün dergahları dolaşıyordu. Dergah olarak kullandığı evinin bir odası, genellikle İstanbul ve İzmir’in zengin aileleriyle dolup taşıyordu. Yemekler kadınlı erkekii yeniliyor, aynı odada zikir yapılıyordu.Bu törenlere bazen şarkıcı Çelik’in annesi de katılıyor, güzel sesiyle ilahiler söylüyordu. Gelmediği zamanlar sesinin olduğu kasetler dinleniyordu. Harun Hoca ile ilgili kitapta anlatılan bir efsane ise son derece ilginç:

“Güya Arusi Şeyhi M. Aziz Çınar vefat ederken, Harun Hoca’ya verilmesi için son icazetini halifesi Celal Efendi’ye bırakmıştı. Fakat Celal Efendi, ‘Yahudi dönmesine icazet mi verilir?’ diyerek vermemişti. Ve o gece Celal Efendi vefat etmişti. Diğer Halife Bahaeddin Efendi korkusundan bu icazeti Harun Hoca’ya ulaştırmıştı! Harun Hoca da bu icazetle Arusi şeyhi olarak tasavvuf aleminde yerini almıştı…Aaron Kandiyoti’nin ‘şeyhliğe’ yükselmesine karşı çıkanların dayanakları Kuranı Kerim’di. Maide Suresi’nin 51. ayetini gerekçe gösteriyorlardı:‘Ey inananlar, Yahudileri ve Hıristiyanları veliler edinmeyin. Onlar birbirlerinin velileridirler. Sizlerden kim onlan veli yaparsa o da onlardandır. Şüphesiz Allah zalim toplumu doğru yola itmez.’

Sebataytistlert Mesih gelene kadar, yaşadıkları toplumu müslüman olduklarına inadırmak için Müslüman ismi almış, Müslümanlar gibi dini inaçlarını yerine getirmiş vb ritülleri yapmış gibi davranıyorlardı. Bu görüntü içinde Tarikatlara ,Tekklere-dergahlara gitmek de vardı. Yoksa Yahudi Kabalasına yakın buldukları için mi sufi dergahlarına gidiyorlardı?

Soner Yalçın Efendi kitabının ikinci bölümünde Sebatiyizmin İslami tarikatlarla ilişkisinin araştırmış. Muhafazakar kesim içinde kimler sabetayist? Bu sabetayistler girdikleri tarikatları ve dergahları nasıl etkilediler? Ve Türk siyasetine etkileri ne oldu?“Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı Efendi- 2” adlı kitap, tam 100 yıllık Sabetayizm tartışmasında ilk kez muhafazakar kesimi mercek altına alıyor. Soner yalçın kitabında bu soruların Türkiye’de sorulmadığını iddia ediyor. Soner Yalçın Beyaz Müslümanların Büyük sırrı Efendi 2 kitabında bu sorunun yanıtını verdiğini iddia ediyor.. Sebatayizmin bir Türkiye gerçeği olduğunu amacının insanların inacına karışmak olmadığını altını çizerek belirtiyor.

Türkiye'de bir buçuk milyon kripto (gizli) Yahudi bulunuyor...


dönmeler, gizli yahudiler, kürt yahudileri, mehmet şevket eygi, sabetay Sevi, sabetaycılar, sabetaycılık - sabetayistler, sabetayistlik, üsküdar'daki mezarlıkta yatanlar gizli kripto yahudiler
                                                             Türkiye Yahudi

Türkiye İsrail münasebetleri konusunda tam bir kafa karışıklığı var. Bazıları one minute çıkışlarına bakarak, iki devletin ilişkilerinin kötüleştiğini sanıyor. One minute, buzdağının su üzerinde göze görünen yüzde bir kısmıdır, yüzde doksan dokuzu görünmez.

İsrail ile Türkiye arasında çok gizli tutulan anlaşmalar bulunmaktadır. Bunlar yürürlüktedir.

BOP çerçevesi içinde ABD Ortadoğu'da bir takım manevralar çevirmekte, Türkiye'yi bu konuda kullanmaktadır.

Türkiye'deki resmî Yahudi sayısı şu anda 15 bin civarındadır. Bunların yanında bir de bir buçuk milyon Kripto Yahudi bulunmaktadır.

1. Sabataycılar.

2. Alevî Bektaşi kılığına girmiş Yahudiler.

3.Müslüman görünen Kürt Yahudileri.

Kuş kadar aklı olan bir insan, bu bir buçuk milyon Yahudinin Türkiye'yi ellerinde oynatacaklarını bilir, anlar ve kavrar.

Medyada onlar, finans ve bankada onlar, iktisat ve ticarette onlar, ihracat ve ithalatta onlar, üniversitelerde onlar...

Tekelleri biraz kırıldı ama hâlâ çok güçlüdürler.

İslâmî kesime, İslâmcılık hareketine, siyasal İslâm'a, islâmî hizmet ve faaliyetlere sinsice sızmışlardır.

Onlar Osmanlı sistemini, Türkiye'nin kültürel gerçeklerini bizden iyi bilen yetenekli uzmanlara sahiptir.


İslâm'da olmayan bir şey Yahudilikte vardır, mübahtır:

Bir Yahudi, Musevilik dinini yüreğinde saklamak şartıyla dıştan Hıristiyan ülkelerinde Hıristiyan, Müslüman ülkelerinde Müslüman görünebilir, yani iki dinli olabilir.

İsrail'in Türkiye'yi kayb etmek gibi bir lüksü yoktur. Türkiye'yi kaybederlerse İsrail devleti kısa zamanda sona erer.

Şu anda islâmî kesimde on kadar çok büyük, yüz kadar büyük, binlerce orta ve küçük cemaat, hizip, fırka, grup, klik vardır. Bunların içine ajanlar, casuslar, provokatörler, yönlendiriciler sızmıştır.

Sakala, sarığa, cüppeye, şalvara önem veren tarikatin içine sakallı, sarıklı, şalvarlı casuslar sokarlar. Herifler gündüzleri sâim, geceleri kaim görünür, yapacaklarını yapar.

Vaktiyle Moiz Kohen efendi, asıl adını gizleyip, buram buram Oğuz Türkü kokan Tekin Alp adıyla Türkçülük, milliyetçilik yapmamış, "Kahr olsun şeriat!.." diye bağırmamış mıydı?

Boşuna söylememişlerdi: Yirminci asırda Yahudiler iki devlet kurdular diye...

Türkiye halkı bin bir sıkıntı çekerken tank tâmiri bahanesiyle İsrail'e milyar dolar ödemedik mi? Soruyorum: Tanklar tâmir edildi mi, bize geri verildi mi? Heyhat ki heyhat...

Türkiye sebze, bakliyat ve hububat tohumlarını İsrail'den satın alıyor.

Bugünkü düzen ve sistemde hiçbir iktidar İsrail ile yapılmış olan gizli anlaşmaları çiğneyemez.

Buzdağının su üzerinde görünen yüzde birinin sahnesinde birtakım tiyatrolar oynansa da Türk-İsrail birlikteliği devam edecektir.

Bazı çok akıllılar "Türkiye İsrail'i dize getirdi...İsrail'i rezil etti... İsrail bizden çok özür diledi... İsrail Türkiye'den tir tir titriyor..." gibi gülünç ve gerçek dışı açıklamalar yapsalar da...

Genelkurmay başkanlığımızda çok gizli bir İsrail Odası varmış. Buraya birkaç kişi girebiliyormuş...Siz bu riyavetleri duymadınız mı?

Türkiye ile İsrail arasındaki çok gizli anlaşmaların mahiyeti nedir? Bilen yok...

One minute demekle bu anlaşmalar hükümden ve yürürlükten kalkıyor mu?

ABD ve İsrail Ortadoğu'da iki büyük İslâm ülkesini savaştırmak istiyormuş.

Vaktiyle Irak ile İran'ı savaştırmamışlar mıydı?

Buzdağının, görünmeyen yüzde 99'unda neler var acaba?

Mehmet Şevket Eygi
Araştırmacı Yazar
22 ŞUBAT 2010

Sabetaycıları Araştırmak SUÇ DEĞİLDİR..

terakki vakfı okulları
terakki vakfı okulları



GEÇENLERDE Sky-Türk televizyonunda Sabataycılık konusunda beyan ettiğim bazı fikir ve görüşler birtakım Sabataycıları ve Sabataycı-severleri rahatsız etmişe benziyor. Bu husustaki tenkit ve itirazlara verdiğim cevapları aşağıda okuyacaksınız:


1. Sabataycılık konusunu kurcalamaya, araştırmaya ne hakkınız var?

Cevap: Bilgi edinmek, incelemek, araştırmak, yasal sınırları aşıp taşmamak şartıyla tenkit etmek insanların ve vatandaşların temel haklarındandır. Ülkemizde Sabataycılık diye önemli bir mesele vardır. Merak ediyoruz, inceliyoruz, araştırıyoruz, tenkit edilecek tarafları varsa -kendimize göre- tenkit ediyoruz. Bunda gocunacak, tedirgin ve rahatsız olacak ne var?


2. Sabataycılar birtakım gizli sinagoglarda ibadet ediyorlarsa bundan sana ne? Adamların gizli hallerini araştırmak ahlâka ve din hürriyetine aykırı değil midir?


Cevap: İslâm, Hıristiyanlık, Musevilik, Budizm, Hinduizm gibi dinler hakkında araştırma yapılıyor mu? Bu konuda yüzbinlerce kitap, makale yazılmış mıdır? Sabataycılık da bir dindir, onunla ilgili araştırma yapılması, bilgi edinilmesi de çok tabiîdir. Böyle bir şeyin ahlâka aykırı hiçbir tarafı yoktur. Aksine, insanlar bilgilendirildiği için ahlâken tebrik ve takdire şayan bir çalışmadır.

3- Sabataycılarla niçin ilgileniyorsunuz?Bırakın adamlar huzur ve rahat içinde kendi dinlerine göre yaşasınlar...

Cevap: Mesele o kadar basit değildir. Çünkü onlar iki kimliklidir. Dıştan Türk ve Müslüman görünüyorlar; asıl kimlikleri ise Yahudiliktir, yani Gizli Yahudidirler. Onların bu ikili kimliği biz Müslümanları çok yakından ilgilendiriyor ve itiraf etmek gerekirse tedirgin ediyor. Hepsi için söylemiyorum ama onların bazılarının cuma günü camide namaz kıldıkları, cumartesi günü ise gizli sinagogların da Sabataycı, Yahudi âyini yaptıkları söyleniyor. Tabii ki, böyle bir durum bizi yakından ilgilendirir ve rahatsız eder. Bu gibi kimseleri tanımak isteriz. Onların gizlenmek hakları varsa, bizim de bilmek, aydınlanmak, öğrenmek hakkımız vardır. Yeter ki, insan haklarına, adalete, ahlâka aykırı bir şekilde olmasın.

4. Sabataycılar sizin camilerinize, namazlarınıza karışıyor mu?

Cevap: Öyle bir karışıyorlar ki... Ezan Türkçe okunsun, namazda Kur'ân okunmasın, Türkçe tercümesi okunsun diyenler kimlerdir? Yakın tarihimizde Müslümanların temel haklarını, din ve ibadet hürriyetini, inandığı gibi yaşamak hakkını ihlâl edenler çoğunluk itibarıyla Sabataycılar ve onların kendilerine benzetmiş olduğu "Benzetilmişler" değil midir? Büyük bir ilimizde, üzerinde ayetler, kutsal kelimeler yazılı tarihi mezar taşlarını lâğım kapağı olarak kullandırtan meşhur bir vali ve belediye reisi onlardan değil midir? Gazetelerde, televizyonlarda bu milletin din ve inanç hürriyetine saldıranlar onlar değil midir? Onlar böyle yaparken suç olmuyor da biz Müslümanlar onları tanımak, içyüzlerini ve asıl kimliklerini araştırmak istediğimiz zaman niçin suç oluyor, kabahat oluyor? Efendiler biraz mâkul olunuz!

5. Sabataycılar, 70 milyonluk halkın içinde küçük bir azınlıktır. İşi fazla büyütmüyor musunuz?

Cevap: Onların kelle sayısı önemli değildir. Önemli olan nitelik, ağırlık, tesirdir. Onlar sayıca azdırlar ama bütün köşebaşlarını, bütün subaşlarını ele geçirmişler, bütün temel müesseselerde kontrolu sağlamışlardır. Medyada, üniversitelerde; büyük iş, finans, bankacılık, iktisat faaliyetlerinde, fikir ve kültür hayatında ezici ve baskın hakimiyetleri bulunmaktadır. Her taşın altından bir Sabataycı çıkmaktadır. Burada açıkça zikr edilmesi sakıncalı olan birtakım kurumlara da sızmışlardır. Onların önemi, ağırlığı, tesiri hakkında ne söylenilse azdır. Yakın tarihimize damgalarını vurmuşlardır. Devletimize, halkımıza, ülkemize zarar veren müzmin din-devlet zıtlaşmasını ve kavgasını onlar çıkartmışlardır, onlar körüklemektedir, onlar sürdürmektedir. Dünyada hangi medenî, ileri, hukukun üstünlüğünü tanımış, temel insan haklarına bağlı ve saygılı, demokrat ülkede böyle bir kavga vardır, sürmektedir? İddia ediyorum: Sevgili Türkiyemizin çok vahim, çok zararlı, çok tahripkâr genel bir kriz içinde bulunması Sabataycıların siyasetleri ve stratejileri yüzündendir. Ciddî ve objektif araştırmalar yapıldıkça bu konu daha da açığa ve aydınlığa çıkacaktır.

6. Sabataycılar laiklik taraftarı ve âşığıdır. Sen ise laikliğe karşısın, bu yüzden o zavallılara çatıyorsun, düşmanlık ediyorsun...

Cevap: Dünyada bin türlü laiklik bulunmaktadır. Stalin, Enver Hoca, Kamboçya kasabı Pol Pot, Mao da laiklik taraftarıydı, onların da kendi laiklikleri vardı. Laiklik devletin dine, dinin devlete karışmamasıdır. Sabataycıların laikliği nasıl laikliktir? Bu hususta fazla konuşmaya lüzum yoktur, manzara ortadadır. Bu ülkede laikliği saptıran, çığırından çıkartan, uygulamada din düşmanlığı haline getirenler Sabataycılar ve onlara benzetilmiş olanlardır?


7. Sabataycıları kıskanıyorsun, onlar yüksek makamlara çıkıyor, iyi para kazanıyor, onlara haset ediyorsun...

Cevap: Evet yüksek makamlara çıkıyorlar ama nasıl çıkıyorlar? Ehliyetleri, liyakatları olduğu için mi, yoksa birbirlerini destekledikleri ve köşebaşlarına hep kendilerinden olanları getirdikleri için mi? Çok kazandıkları, bu ülkenin rant ve nimetlerinin kaymağını onların yediği de mâlumdur. Nüfusları belki yüzde birdir, belki de bu yüzde birin bile altındadır ama Türkiye'nin rantının, gelirinin yüzde altmışını onların kazandığı söylenmektedir. Ülkemiz gelir dağılımı bakımından dünyanın en adaletsiz, en dengesiz ülkelerinden biridir. Bu adaletsizlikte, dengesizlikte Sabataycıların tuzu biberi çoktur. Onlara haset etmiyorum; onları tanımak, öğrenmek, istiyorum. Ülkemin, devletimin, halkımın, haklarını korumak istiyorum. Kendi kimliğimi, millî kültür ve kişiliği, toplumdaki sosyal uzlaşmayı, millî barışı sağlamak istiyorum. Tarihî ârızaları ve kazaları gidermek, tâmir etmek istiyorum.

Netice olarak şunu beyan etmek isterim: Sabataycıları incelemek, araştırmak, onlar hakkında sağlam ve ciddî bilgiler edinmek, bu konuda istihbarat ve çalışma yapmak kanunen suç değildir, ahlâken çirkin bir şey değildir. Aksine ülkeye ve kültüre hizmettir. Biz farklılıklara, çeşitliliğe, temel insan haklarına karşı değiliz, taraftarız. Ancak her şeyin açık ve şeffaf olmasını isteriz. İki kimlikliliğe, gizli kapaklı işlere; ülke, halk ve devlet üzerinde kurulmak istenen hegemonyalara hakimiyetlere, saltanatlara karşıyız. Noktaların, (i)lerin tam üzerine konulmasını isteyenlerdeniz. Kendi halinde Sabataycılarla bir alıp vereceğimiz yoktur. Lakin militan, agresif, jakoben, fanatik ve kültürü dejenere etmeye çalışanlarla, ülkenin rantlarını adalete ve insafa aykırı olarak elde edenlerle, emanetleri ehil olanlara değil, kendilerinden olanlara verenlerle alıp vereceğimiz vardır.

Mehmet Şevket Eygi
Gazeteci Yazar
(07.05.2004)

Türkiye'yi kim kurdu? İsrail'i kuranlar mı Türkiye'yi kurdu?

Türkiye'yi Kim Kurdu? İsrail'i Kuranlar mı Türkiye'yi kurdu?

Osmanlı Yahudi Cemaati ve 1908 Devrimi" başlığı altında ilginç bir yazı dikkatimi çekti. Daha önce burada İngiliz elçisinin İttihad ve Terakki Cemiyeti'nin iktidara gelişiyle birlikte ülkesini bilgilendirirken "Meraka mucip bir hadise yok. İyi niyetli çocuklar göreve geldiler" şeklinde işlerin yolunda olduğuna dair mülahazasını konu edinmiştim. Zaten o "iyi niyetli çocuklar" koskoca bir imparatorluğu on yıllık bir süre içerisinde parçalayıp heder etmişlerdir.

İttihad ve Terakki Cemiyeti içinde "Yahudi Faktörü" ise her zaman konuşula gelmiştir. Zaten dikkatimi çeken de yazıda konuyla ilgili "sivri retorik ve asılsız iddialardan" söz edilirken, "İTC(İttihad ve Terakki Cemiyeti" güdümlü "Jön Türk" hareketindeki Yahudi varlığı mevzu ediliyordu. Şöyle ki:

"... Selanik Yahudisi olan Alber Fua, İTC'nin en önde gelen destekçileri arasındadır...


"İTC'nin Selanik merkezli iç teşkilatında Yahudi katılımı daha belirgindir. Kuşkusuz en önemli Yahudi üye Selanikli bir avukat ve yüksek seviyede bir Mason olan Emmanuel Karasso'dur. Üye olduğu yurt dışı bağlantılı Mason Locasındaki konumu, Karasso'nun imkânlarını İttihadçı komplocular için seferber etmesini sağlamıştır."

Meşrutiyet'in ilânının 100. yılı münasebetiyle bu incelemeyi yapan Paul Bessemer'in bundan sonraki söyledikleri daha ilginç boyuttadır:

"Karasso'nun - atılgan ve küstah sosyal yüzü bir yana- Yahudi, İttihadçı ve Mason kimliği, o zaman olduğu kadar, şimdi de İTC'nin bir Yahudi/Mason cephe örgütü olduğunu iddia edenler için bir kanıt niteliği taşır. Yine de, bütün göz önündeliğine karşın Karasso, hiçbir zaman İTC'nin merkez komitesi üyesi olmamış, kayda değer bir politik görev üstlenmemiştir. Her ne kadar başarısızlıkla sonuçlanan 1909 karşı devrimi sonrasında Sultan II. Abdülhamid'in tahttan indirildiğini bildiren heyette yer almış, savaş sonrasında karne/tedarik işlerinin başına getirilmiş ve bundan da okkalı bir kazanç sağlamışsa da, şöhreti değil ama esas görevi ve harekete katkısı 1908 Devrimi garantiye alındığında bitmiştir."

Bessemer'in paradoksu burada başlamaktadır. Karasso'nun Sultan II. Abdülhamid'e hal kararı bildiren heyetin içinde yer almasını adeta önemsiz addetmektedir. Gerçekten onca mebus içinden Karasso'nun seçilmesi çok sıradan bir hadise midir? Bu birincisi. İkinci olarak Karasso'nun resmi nitelikte bir görev almasına gerek var mıdır? Üçüncüsü, iaşe işinin başına getirilmesi ve yazarın ifadesiyle okkalı kazanç sağlaması basit bir şey midir? Abdülhamid hal edildikten ve planları gerçekleştikten sonra Karasso'nun cemiyette aktif olarak devam etmesinin bir anlamı var mıdır?

Bunları bir yere not ederek yine Bessemer'in söylediklerine kulak verelim:

"II. Meşrutiyet Dönemi'nde (1908- 1918) önemli rol oynayan diğer İttihat ve Terakki Cemiyeti yanlısı Yahudiler arasında Hahambaşı Haim Naum Efendi ile avukat kardeşler Avram ve Aşar Salem Efendi ile Nissim Russo, Nissim Mazliyah ve Samuel İsrael sayılabilir.

"Bunlardan ilki, yalnız Yahudi Cemaatinin çoğunluğunun desteklediği "asimilasyoncu" ya da "Alliance" fraksiyonunun lideri olarak da seçilmiştir. Hahambaşı Haim Naum Efendi, hem ateşli bir İttihadçı, hem de Yahudiler ve hatta kimi Avrupa devletleriyle İTC arasında dolaylı bir diplomatik kanal olarak, Jön Türk dönemi boyunca - İTC'nin onayıyla - bu görevi korumuştur..."

Muharrir Hahambaşının daha sonra İTC'nin iktidarı kaybetmesinden sonra işlevini yitirdiğini belirtir. Yazarın en ilginç bulduğu Yahudi ise, Samuel İsrael'dir.

Samual İsrael'in kariyerini hukuk alanında yaptığını, soyadını "İzisel" olarak değiştirdiğini belirtir. Sonra da Samuel İzisel'in Hareket Ordusu içinde "kahramanca" yer aldığını belirttikten sonra şu ifadelere yer verir:

"Hareket Ordusu içinde yer almak ona polis teşkilatında bir yer açmış, sonunda da İstanbul Emniyet Müdür Yardımcılığı'na kadar yükselmesini sağlamıştır. Bu görevdeyken cesaret madalyaları alan İsrael, İttihadçı üçlü lider kadrosunu iktidara getiren 1913 Bâb-ı Âli Baskını'na katılmıştır. Mehmet Şevket Paşa'nın suikastçılarını yakalamak için giriştiği çatışmada yaralanmış, mütareke sırasında görevden alınmıştır..."*

Yazar, İsrael'in Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan sonra ise yeniden göreve atanarak yirmi yıl daha vazife yaptığını belirtir.

Bütün bu okumalar dahi İttihad ve Terakki Cemiyeti içinde ciddi bir Yahudi varlığının işaretidir. Öte yandan yazarın Karasso'dan bahsederken "Yahudi/Mason cephesi"ne vurgu yapması da anlamlıdır. Yazar her ne kadar İTC'de Yahudi/Mason ağırlığının fazla olmadığını savunurken bahsettiği isimler dikkat çekicidir. Şayet bahsi geçen isimler incelenip, araştırılırsa Osmanlı'nın yıkılmasında Yahudi/Mason ittifakının dahli daha belirgin bir biçimde ortaya konulabilir...

* İkinci Meşrutiyet'in İlânının 100. Yılı, (Paul Bessemer, Osmanlı Yahudi Cemaati ve 1908 Devrimi), Vehbi Koç Vakfı- Sadberk Hanım Müzesi, İstanbul 2008, s. 30- 35.

Fahri Güven
Araştırmacı Yazar
22 Şubat 2009

Bu güne değin en çok tıklanılanlar