yahudilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yahudilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kurtuluş Savaşını Museviler mi başlattılar? Jak Kamhi doğruları mı anlattı? | Akademi Dergisi

atatürk, büyük israil projesi, hayati kamhi, I. Dünya Savaşı, içimizdeki israil, jak kamhi, kripto Yahudiler, Kurtuluş Savaşı, Mehmet Fahri Sertkaya, sabetayistler, yahudilik, akademi dergisi,

Kendisi de bir Yahudi olan ve Profilo'nun sahibi olan Jak Kamhi,

"Kurtuluş Savaşını Museviler başlattı. İzmir'de Yunan bayrağını indirip Türk bayrağı çeken Musevilerdi. 1. Dünya savaşında İngiliz İşgaline karşı ilk başkaldıranlar Museviler'di. Atatürk bana bir baktı, bir daha unutamadım o bakışları. O ölünce bizim evde de matem havası vardı." demiş Hürriyet gazetesine de şunları diyememiş:

Bu nasıl cami? Her tarafında gayr-i müslimlerin işaretleri gizli!

içimizdeki ermenistan, içimizdeki israil, kripto Yahudiler, kutsal kase, masonluk, Mehmet Fahri Sertkaya, osmanlı devleti, osmanlı mimarisi, yahudilik, zeynep sultan camii
                                                                      tansu çiller


Bu fotoğrafını gördüğünüz cami avizesinde altı köşeli yıldız mevcut. Bu günlerde sık tartışılan bir konu bu... Bu altı köşeli yıldız bizim İslami sembollerimizden biri mi, yoksa Yahudilere ait bir sembol mü? Bu tartışıladursun, "İşte gördünüz mü, camilerimizde bile bu yıldız kullanılmış." diyenleri derinden sarsacak bilgiler sunacağım şimdi.

Bu işaretin kullanıldığı cami, İstanbul'da, Gülhane'nin hemen karşısında bulunan Zeynep Sultan Camii... Zeynep Sultan Camii 1769 yılında III. Ahmed'in kızı Zeynep Âsime Sultan tarafından Ayazma Camii'nin de mîmarı olan Mehmed Tahir Ağa'ya yaptırılmış. 
Cami sıfırdan cami olarak yapılmış. Sonradan kiliseden bozma bir cami değil. Ama caminin dış yapısı tam bir kilise görüntüsü arz ediyor.



Fotoğrafta da görüldüğü üzere, caminin pencere yapısı da içindeki avize kadar ilginç... Aslında kiliselerde de pek görülemeyecek şekilde, yuvarlak pencereler ile altındaki pencereler nedense birleştirilmiş. Ve en üstte de bir şeyi sembolize edermiş gibi tek bir yuvarlak pencere yapılmış. Bunun maksatsız, rastgele yapılmış olması biraz mantık dışı. Elbetteki bir sebebi olmalı. Şimdi aşağıdaki tabloya bir bakın...







"İsa ve havarilerin son yemeği" isimli çok meşhur tablo bu... Haşa Hz. İsa olarak çizdikleri şahsın da, etrafındaki havarilerin de baş kısımları daire içerisinde. Hristiyanlar İsa ve havarilerini bütün tablolarda daire içine alıyorlar. Aslında bunun arkasında da bir Yahudi-Mason oyunu var. Baş kısımlarının daire içine alınması, Talmud ve Zohar Ruhbanları tarafından talep edilmiş, masonik bir semboldür. Masonların sapkın inançlarına göre bu daireler güneşi ve güneş tanrısını, yani iblisi temsil ediyor. Biliyorsunuz, bozulmuş Tevrat'a inanan Yahudilerin, şu anki bozuk itikadı incelendiğinde, nihayetinde şeytana taptıkları meydana çıkıyor. Bunlar, İsa aleyhisselamın getirdiği hak şeriat olan İseviliği ve hak kitap olan İncil'i de bozdular ve Hristiyanlığa dönüştürdüler. Hristiyanlığı da sembolizm ile doldurdular.

İşte caminin pencere kısmına şimdi bir daha bakarsanız, orada en üstte duran tek ve daire şeklindeki pencerenin İsa'yı, alttaki özel yapılmış pencerelerin de havarilerini remzettiğini görebilirsiniz.
Şimdi sorulacaktır, "Öyle ise bu meşhur tablodaki kutsal kase nerede?" diye.. 
Camiyi bu kadar ince ince dokuyanlar, kutsal kaseyi unutmamışlar ve caminin haziresindeki mezarlara koymuşlar. İşte bakın...




Bu fotoğraf da caminin haziresinde bulunan bir mezar. Mezar, İslam dininde ve hiçbir Müslüman milletin kültüründe olmayan işaretlerle süslü. Dikkatle incelendiğinde bunların da caminin her yeri gibi Hristiyan sembolleri olduğu, daha derinde de Masonik ve Yahudi sembolleri olduğu anlaşılıyor. Kutsal kase de mezara işlenmiş ve kaseye dikkatle bakıldığında aynı zamanda yedi kollu şamdan(menora) olduğu da görülebiliyor.

Şimdi sorular şunlar:

Bu cami, kimin camisi? Ya da bu yapı gerçekten bir cami mi? Tarihi kaynaklarda cami, banisi ve mimarı hakkında verilen bilgiler doğru mu? Mührü Süleyman diye bize kabullendirilmek istenilen yıldız gerçekten mührü Süleyman mı? Bu yıldız bizim sembolümüz mü? Böyle bir cami, Osmanlı Devleti zamanında, İstanbul'un en merkezi bir yerinde yapılırken bu kadar tuhaflık kimsenin dikkatini çekmedi mi? Ve bu caminin esrarını kim çözecek?


| Mehmet Fahri Sertkaya
www.AkademiDergisi.com

Dönme-Sabetayist ne Türk olur ne de Müslüman


Dönme-Sabetayist ne Türk olur ne de Müslüman
Dönme-Sabetayist ne Türk olur ne de Müslüman

ÖĞRETMEN NURİYE HAYIRLI HANIM ve DÖNME ARKADAŞI

İstanbul Lisesi felsefe hocalığından emekli Nuriye Hayırlı Hanım gerçekten, hayır için dünyâya gelmiş fazilet, meziyet, feragat ve şefkat sahibi bir kadındı, iyilikte o mertebe ileri giden bir insandı ki, artık hayır sahibi olmayı, sûistîmal etmiş denebilirdi.

Bir gün öğretmenler odasında otururken, ağlayarak içeri giren bir arkadaşı, Kandilli Lisesi'ne tâyin olduğunu ve her gün o dik yokuşu çıkmasına imkân görmediğini yana yakıla söyleyince: "Üzülme kardeşim, becayiş oluruz, senin yerine ben giderim!" demiş ve sekiz sene, o yokuşları, arkadaş hatırına inip çıkmıştı. Kız Muallim Mektebinin hocalarından Nebâhat Karaorman'ın kardeşi olan bu hanım da, o fedâkârlığı minnetsiz kabul eylemişti.

Üstelik, bu arkadaşın, hocalıktan ayrılmış olsa da geçimi yerinde olduğu halde, Nuriye Hanım'ın idare etmeye mecbur olduğu bir ailesi vardı. Son derece muhterem ve muhteşem bir insanlık âbidesi olan Bakırköy eski müftüsü yüz yaşında bir baba, hasta bir ana ve gene hasta bir kardeş ile, evlâtlıkları vardı. O târihte Nuriye Hanım'ın evi Yeşildirek'de yâni İstanbul Lisesi'nin çok yakınında olduğu halde, sayısız hayırhahlıkları arasında, işte bir de böylesi olmuştur.


Evet ben Selanikliyim! (Sabetaycıyım!) Ilgaz Zorlu, Şemsi Efendi, Şimon Zvi

ılgaz zorlu şemsi efendi şimon zvi
ılgaz zorlu şemsi efendi şimon zvi


Selanikli deyince ne gelir aklınıza? 1) Selanikli Yunanlılar. 2) Nazilerin katlettiği Selanikli yahudiler. 3) 1924'te mübadeleyle Türkiye'ye göç eden Selanikli müslümanlar. 4) Aynı mübadeleyle gelen ‘‘dönmeler.’’ İşte ‘‘Selanikli’’ denildiğinde, özellikle son kategoride olanlar kastedilir. 17. yüzyılda mesihliğini ilan edip, sonra müslümanlığı kabul etmek zorunda kalan İzmirli yahudi Sabetay Sevi'nin yandaşı birkaç ailenin soyundan gelen ‘‘Selanikliler’’, daha doğrusu ‘‘sabetaycılar’’, 350 yıl cemaatleri hakkında ser verip, sır vermediler. Ama 1990'larda içlerinden biri yazmaya, anlatmaya başladı. Ilgaz Zorlu, 29 yaşında. Annesi sabetaycı, babası dindar müslüman bir aileden. Cemaatinde çok iyi tanınıyor. Kimi ona deli diyor, kimi hain. Prof. Dr. İlber Ortaylı, ondan şöyle söz ediyor: ‘‘Bugün Sabetaycılar kendilerini henüz açıklamaz. Tek istisnanın, ama hakikaten tek istisnanın Ilgaz Zorlu olduğunu takdirle belirtmek gerekir.’’ Belge Yayınları, Ilgaz Zorlu'nun makalelerini ‘‘Evet, Ben Selanikliyim/Türkiye Sabetaycılığı’’ başlıklı bir kitap halinde yayınlandı. Onunla hayatını, sabetaycılığı ve sabetaycı cemaati konuştuk.

Sabetaycılığı ne zaman keşfettiniz?

-Annemle babam çalışıyorlardı, bana anneannem baktı. Anneannem Selanik'te doğmuş ve 24 yaşında mübadeleyle buraya gelmiş. Atatürk'ün ilkokul öğretmeni Şemsi Efendi de dedemin dedesi. Şemsi Efendi yaşadığı dönemde, büyük bir Kabbala bilgini ve sabetaycılar içindeki cemaatleri (Kapancılar, Karakaşlar, Yakubiler) birleştirmeye çalışıyor. Düşünün, üç yüzyıl boyunca müslüman gözüküyorsunuz, içerde yahudiliği uyguluyorsunuz, daha doğrusu yahudiliğin kabbalistik, mistik bir bölümünü. Cemaat tamamen içine kapalı. Ben 19 kuşak boyunca Sabetay Sevi'nin kardeşinin soyundan bir aileden geliyorum. Büyükannemin çok sağlam bir sabetaycı kültürü var, ama korkuyor. Çünkü Varlık Vergisi olayını, ondan önce Karakaş Rüştü olayını yaşamış. Cemaat asimile olma kararı almış.

KARAKAŞ RÜŞTÜ OLAYI

Karakaş Rüştü olayı nedir?

-Sabetaycıların Karakaş grubundan olan bu adam 1924'te bir anlaşmazlık sonucu cemaatin sırlarını gazetelere ifşa ediyor ve Atatürk'e mektup yazıyor. Biz asimile olamıyoruz, bizi ne olur müslüman yapın diyor. Anneannem korkarak anlatırdı. Bu olay olduğu zaman evleri basacaklar şayiası ortaya çıkmış. Birçok aile ellerindeki belgeleri yakmış.

Size de aynı gözle bakanlar var mı cemaat içinde? İkinci Karakaşzade Rüştü olduğunuzu söyleyenler?

-Evet, evet tabii. Benim için önce bu adam kendini Sabetay Sevi sanıyor dediler. Deli olmakla, Karakaşzade Rüştü olmakla, Mesih olmakla suçlandım. ‘‘Allah kahretsin, başımıza dert açacaksın’’ dediler.

Büyükannenizden neler öğrendiniz?

Orhan Pamuk; "Vallahi Yahudi değilim" diye yemin eden bir Yahudi

ılgaz zorlu, içimizdeki israil, kripto Yahudiler, masonluk, orhan pamuk, sabetayistler, yahudilik, yazarlar

                                                          orhan pamuk

(Aksiyon dergisi Orhan Pamuk ile mülakat yapmış ve Orhan Pamuk da "Vallahi Yahudi Değilim." demişti. Bunun üzerine, kendisi de Sabetayist iken mahkeme kararı ile Museviliğe geçen, kimliğine Musevi diye yazdıran Ilgaz Zorlu, Aksiyon dergisine bu aşağıda okuyacağınız maili atmıştır. Eski bir Sabetayistin itiraf ve ispatları ile Orhan Pamuk ve Pamuk ailesi....)

***

10.06.2002 tarihinde derginizin 392 nolu sayısında yayımlanan Orhan Pamuk isimli yazarın "Vallahi Yahudi Değilim" isimli yazısını büyük bir üzüntü ve şaşkınlık içinde okudum. Adı geçen yazarın, kendisi ve ailesiyle ilgili araştırmalar yapıyor olmam hasebiyle; bu mülakatta yayımlanan iddialara bir cevap verme amacındayım.

Öncelikle şunu belirtmek isterim: Sabetayist kökenli bir Musevi olarak, insanların kökenleri itibarıyla fikirlerinin eleştiri konusu yapılmasının alenen ırkçılık olduğuna inanıyorum. Ancak; bazı kişiler eğer Türkiye dışında Sabetayist kökenlerini bir reklam amacıyla kullanıp bundan bir menfaat elde etmeye çalışırlarsa bu durumda da kendileri ırkçılık yapmış olurlar. Nitekim bunun en açık örneği 1995 yılında Türkiye'de baskı gördüğünü ifade ederek, yurt dışına kaçan ve Sabetayist kökeninin ardına gizlenerek çeşitli ifadeler veren Halil Bezmen isimli işadamı ile karşımıza çıkmıştır. Devlete karşı işlenen en küçük bir suçun DGM'lerde yargı konusu yapılmasına karşılık Bay Halil Bezmen'e karşı hiç bir yargı organında soruşturma dahi açılamamıştır.

Sayın Orhan Pamuk ve Pamuk ailesi kendi iddialarının aksine Sabetayist kökenlidir. Bu yazar bizzat kolejden arkadaşı olan ve benim de müştereken tanıdığım bir ortak dostumuza New York'ta sabetayizm hakkında hararetli mülakatlar vermiştir. Ayrıca kendisinin bu dostuma ilettiği şu sözler dikkat çekicidir: "Sabetayistlerin bir devlete ihtiyaçları vardı, çünkü Yahudilerle aynı kaderi paylaşmak istemediler. Bu devlet kurucusu oldukları Türkiye Cumhuriyeti'dir."

Bay Pamuk'un ailesinin tarihine lütfen dikkat edelim. Tıpkı Celal ve Rasih Nuri İleri gibi kendilerini köken olarak Girit'e bağlamaktadırlar. Sabetayizm ekolü sadece Selanik'te değil daha pek çok Osmanlı kentinde 19.yy.ın sonlarında büyük bir hızla yayılmıştır. Bay Pamuk'un akrabası olduğu ve bu yazıda adı geçmeyen Vali Muhiddin Üstündağ Sabetayist kökenlidir.

Kendisinin soyadına dikkat edelim. Sabetayistler kendilerini yahudilerin elit aileleri olarak algıladıkları için bazı soyadlarını özellikle almışlardır. Büyükanıt, Elöve (Fransızca'da yükselmiş demektir), Uludağ, Ulukut, Dikkaya gibi soyadları hep bu mistik düşünceye dayanmaktadır. Bunun ispatı için Bülbülderesi Mezarlığındaki 2. ve 3. paftada bulunan ve hiçbir şekilde klasik Müslüman mezarlarına benzemeyen mezarlara bakmak yeterli olacaktır.

Ayrıca Bay Pamuk'un yine tarihi olarak kendisini dayandırdığı Basmacı ailesine ait yine Bülbülderesi Selanikliler Mezarlığı'nda ve Feriköy Mezarlığı'nda özel aile kabirleri vardır. Sanırım kendisi haham Aziz Basmacı ile de akraba olmaktadır. Bu kabristanlar diğer sabetaycı mezarları gibidir, üstleri tek bir yekpare mermer parçayla kapalıdır, ayrıca fotoğraflıdır. Kaldı ki Bay Pamuk'un babası bizzat CHP hükümeti döneminde sabetaycı kadrolar tarafından Petkim Genel Müdürlüğü gibi çok kritik bir göreve getirilmiştir. Bu atamanın muhatabı olan Sayın CHP'liler (örneğin Deniz Baykal ve kendisinin halen Sabetayist danışmanı olan Hasan Bülent Tanla) bunun nedenini mutlaka ki açıklayacaklardır.

Bay Pamuk'un Girit'e dayanan aile kökleri beni bir başka ailenin tarihine götürmüştür. Yeni Asrın Selanik Yılları isimli kitapta Bilgin ailesi de kökenlerini Orta Asya'dan İspanya'ya oradan da Selanik'e gelen bir aile olarak göstermektedir. Tarihte böylesine komik bir başka iddia bulunmamaktadır. Ama sabetayizm 1924'ten sonra kendi yarattığı garip bir milliyetçi anlayışın savunucusu olmuştur. Tamamen dine karşı, ateizmi savunan totaliter bir siyasi yapının savunucusu olan bu anlayış maalesef Türkiye Devleti'nin de sistemine nüfuz etmiştir.

Sabetayist kökenli olmak asla utanç verici değildir. Ama Bay Pamuk'un "Vallahi yahudi değilim" ifadesi " Elhamdüllillah yahudiyim" gibi bir anlam taşımaktadır. Yalnız bir noktaya daha dikkat etmek gerek, bugün Şevket Pamuk, ABD'de yaşamakta olan Cemal Kafadar gibi Sabetayist kökenli bilimadamları bu konunun akademik bazda çalışılmasını gayri resmi olarak engellemektedirler. Bu sebeple tamamen akademi dışında araştırılabilen bir konu haline getirilen sabetayizm böylelikle önemsizmiş gibi bir duruma sokulmaya çalışılmaktadır.

Bay Pamuk'un romanlarındaki karakterler özellikle seçilmiştir. Bay Yalçın Küçük son çıkan Şebeke, Tekelistan ve Sırlar isimli çalışmalarında bunu uzun uzun analiz etmektedir. Bay Pamuk bu kitapları okumamaktadır, çünkü gerçeklerle karşılaşmak kendisini korkutmaktadır. Yahudiliği bir avantaj gibi kullanmak Sabetayistlerin genel tavrıdır ve açıkçası bunda da çok başarılı olmuşlardır.

Nitekim bir bakanımız Cumhurbaşkanlığı seçiminde yahudi asıllı olduğundan hareketle ABD Musevi lobisinden açıkça destek istemiştir. Emekli bir ordu mensubumuz yine ABD'de Musevi lobisinde bunu dile getirmiş ve o da destek istemiştir.

Bay Pamuk yahudi değildir, bu doğrudur, Sabetayist kökenli bir aileden gelmektedir. Ama sanırım bu yazıya da Yalçın Küçük Bey'e cevap veremediği gibi cevap veremeyecektir. Ben gerekirse ABD'de itiraflarda bulunduğu değerli arkadaşının ismini kendisine iletirim.

Tarihi çarptırmak, tarihle yan yana giden edebiyatın içinde olan bir yazara, hem de Türkiye'den daha fazla ABD'de tanınan (!) bir yazara yakışmamaktadır. Bu sebeple tarihi bir zorunluluk olarak bu açıklamanın yapılmasını gerekli gördüm.

Saygılarımla...

(Araştırmacı Ilgaz. Zorlu, bu yazısını, Aksiyon dergisine göndermişti. Altında şu açıklaması yer alıyordu; "Yazı, internet kanalı ile gönderildiği için altında imza bulunmamaktadır. Bir sorun halinde yazara 0532 588 11 82 nolu telefondan ulaşabilirsiniz.")

www.sabetayistlik.blogspot.com


Bu güne değin en çok tıklanılanlar